Haftanın Şiir'i


( HAFTANIN ŞİİRİ )

AKILLI

Arada bir rüyalara dalarsın
Bos işlere kendini de yorarsın
Bakarım da hep de huzur ararsın
Uçan kuşa yüklemiş bak akili

Silkinir, silkinir hiç doğrulamaz
Kendi kendini de hatalı sanmaz
Özünden çıkmıştır toparlanamaz
Uçan kuşa yüklemiş bak akili

Aptallığın alasını yaşarsın
Deli gibi boş boşuna koşarsın
Hangi yetim başını da okşarsın
Uçan kuşa yüklemiş bak akili

Yediğin içtiğin billahi haram
Olan aklına da olsun be selam
Dünyada düzelmen velhasıl kelam
Uçan kuşa yüklemiş bak akili

İşin gücün deli gibi övünmek
Topluma da alim gibi görünmek
Sana kaldı mecnun gibi dövünmek
Uçan kuşa yüklemiş bak akili

Dinimi dilimi hice sayamam
İlah değilsin sana tapamam
Senin gibi istesem de olamam
Uçan kuşa yüklemiş bak akili

Ozan Mevlüt

kod deneme

aa

15 Nisan 2014 Salı

Kutlu Doğum Haftası



                        KUTLU DOĞUM HAFTASI

Okuduğum ayet-i kerimede Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Andolsun ki Allah, müminlere kendi içlerinden bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. O peygamber ki, onlara Allah’ın ayetlerini okur, onları arındırır, onlara kitabı ve hikmeti öğretir. Hâlbuki daha önce onlar apaçık bir dalalet içinde bulunuyorlardı.”[1]
Okuduğum hadis-i şerifte ise Allah Rasulü (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Benimle ümmetimin durumu (geceleyin) ateş yakan kimsenin hâline benzer. Böcekler ve kelebekler o ateşe düşmeye başlar. İşte ben de sizler ateşe girerken kuşaklarınızdan tutup engellemeye çalışıyorum.”[2]
Kardeşlerim!
Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in bir kutlu doğumunu daha idrak ediyoruz. Bu vesileyle Peygamberler zincirinin son halkası, hâtemü’l-enbiya Ahmed-i Mahmud Muhammed Mustafa’ya, onun ehl-i beytine ve ashabına salât ve selâm olsun!
Rahmet Peygamberi (s.a.s), insanlık değerlerinin aşındığı bir zaman aralığında yeryüzünü şereflendirdi. Fıtratın bozulmaya yüz tuttuğu, kula kulluğun sınır tanımadığı, cehaletin kol gezdiği bir çağda insanlığı hak, hakikat, adalet, fazilet ve yüksek ahlaki değerlerle buluşturdu. Peygamberimiz, rahmet çağrısıyla tarihin akışını değiştirdi. İlahi mesajı, yaşayan bir hayata dönüştürdü. Hayatı ve ahlakıyla çağlar üstü örnek oldu. Efendimiz, bütün zamanlarda aklın, ilmin, ahlâkın, sabır ve vefanın, sadakat ve samimiyetin, güçlü iken müşfik olmanın, haklı iken özveride bulunmanın adı oldu. Tüm insanlığa, gecesi gündüz gibi apaydınlık bir yol bıraktı. İnsanlık gerçek medeniyeti onunla tanıdı. Müslümanların ürettiği yüksek kültür ve medeniyet, hep onun öğretileri üzerinde yükseldi.
Kardeşlerim!
Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in Mekke’de yaktığı İslâm meşalesi tutuşup öyle büyüdü ki tüm zamanları aydınlattı. İman, teslimiyet, sadakat ve samimiyetle atılan tohumlar yeşerdi, filizlendi, büyüdü. Bütün çağlarda meyvelerini verdi. İmanla tutuşan gönüller birbirlerine ısındı. Irk, renk, dil, bölge ve coğrafya farkları gibi engeller bir bir aşıldı. Müslümanlar kardeş oldular, tek vücut oldular. Aynı inanca bağlı bir ümmet olmanın huzur ve mutluluğunu yaşadılar. Namazda kıbleye dönerken, Kâbe’de tavaf ederken, Arafat’ta vakfeye dururken ümmet olmanın, bir ve beraber olmanın en güzel örneklerini sergilediler.
Kardeşlerim!
Ancak bugün içinde yaşadığımız çağın, doğumunu kutladığımız Sevgili Peygamberimizin örnekliğine, önderliğine ve rehberliğine her zamankinden daha çok ihtiyacı var. Onu tanımanın, onu sevmenin sağlayacağı güven ortamına ihtiyacımız var…
Bugün Peygamberimizin dünyaya gelişini, çocukluğunu,  Rahmet Peygamberinin nezih gençliğini, gençlerle iletişimini bilmeye ihtiyacımız var. Bugün her zamankinden daha çok Peygamberimizin Hz. Hatice validemizle dostluk ve arkadaşlık üzere bina ettiği; vefatından sonra Hz. Aişe validemizle sevgi, ilgi, bilgi ve hikmet üzere inşa ettiği aile yapısını keşfetmeye ve iliklerimize kadar yaşamaya ihtiyacımız var. Bugün bir kez daha onun cahiliye toplumu ile mücadelesini, Medine’yi arayışını, Habeşistan hicretlerini, Akabe görüşmelerini, Taif’te taşlanışını ve yaralar içinde iken “Allah’ım, onlara merhamet et, çünkü onlar bilmiyorlar” deyişini hatırlamaya ihtiyacımız var. Medine’ye hicretini, mescidi inşasını, Ensar ve Muhaciri kardeş kılışını, ashab-ı suffayı anlamaya ihtiyacımız var. Bugün bir kez daha onun, toplumu gergef gergef ören samimi ve dürüst ilişkilerini öğrenmeye ihtiyacımız var. Hz. Ebubekir’in dostluğunu ve sadakatini; Hz. Ömer’in, hikmet ve adaletini; Hz. Osman’ın iffet ve hayâsını; Hz. Ali’nin ilim ve cesaretini günümüze taşımaya ihtiyacımız var. Bugün bir kez daha onun “Yetime sahip çıkan, cennette benimle yan yana olacaktır” “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” “Yanınızda çalışanlar sizin kardeşlerinizdir; yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin; emeklerinin hakkını alın terleri kurumadan verin” çağrılarına yeniden kulak vermeye ihtiyacımız var.
Kardeşlerim!
Her biri bir destan olan Bedir, Uhud, Hendek, Hayber ve Tebük’ü okuyup anlamaya ihtiyacımız var. Yahudileri de içine alan Medine Sözleşmesini, Necranlı Hristiyanlara Mescid-i Nebevi’yi ibadet mekânı olarak tahsis edişini, Hudeybiye’de sulh için gösterdiği çabayı, Mekke’nin fethinde Ebu Süfyan’ı, Hind’i ve amcası Hz. Hamza’nın katili Vahşi de dâhil insanları affedişini; Huneyn’de aldığı ganimetleri fakirlere dağıtışını, Veda Haccını, insanlık tarihine altın harflerle yazılan Veda Hutbesini; “İnsanlar, tarağın dişleri gibi eşittir. Hepiniz Âdem’densiniz, Âdem de topraktandır.” deyişini, “Kadınlara hayırla muamele edin, onların sizin üzerinizde hakları vardır.” diye haykırışını, “En Yüce Dost’a gidiyorum.” diyerek dünyaya veda edişini ve nihayet “Gözümün nuru namazı bırakmayın.” deyişini hatırlamaya ve anlamaya her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.
Aziz Kardeşlerim!
Sizler, Peygamberimiz (s.a.s)’in gönlünden hiç eksik olmadınız. O, sizlerden hep “kardeşlerim” diye söz etti. Rabbimden niyazım odur ki, sizlerin gönlünden de Peygamberimiz hiçbir zaman eksik olmasın! Onun kutlu doğumunun ülkemiz, milletimiz, âlem-i İslâm ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.
Değerli Kardeşlerim
Malumunuz olduğu üzere, 14 Nisan Pazartesi günü Efendimiz (s.a.v)’in dünyaya teşriflerinin 1443. Sene-i devriyesini idrak etmiş olacağız. Her yıl olduğu gibi bu yılda ilimizde Kutlu Doğumu sizlerle birlikte bir sevinç ve coşkuyla ihya etmek istiyoruz. Bu amaçla 14 Nisan Pazartesi akşamı saat 20.00’de 12 Şubat Stadyumunda, İstanbul’un güzide hafızlarının K. Kerim ziyafeti, tasavvuf mûsıkisi sunumu ve D.İ.B yardımcımızın konuşmalarıyla bir program icra edilecektir. İnşallah, Hicret esnasında Medineli Ensar’ın Efendimizi karşıladığı gibi sizlerin de aileleriniz ve yavrularınızla birlikte bu programa ilgiyle iştirak etmenizi diliyoruz.


7 Nisan 2014 Pazartesi

Mehmed Zahit Kevseri kimdir

                                        Mehmed Zahid Kevseri

Çerkes din bilgini, eğitimci, toplum adamı ve yazar. Guser adlı bir Adıge ailesindendir. Babasının adı Hasan Hilmi’dir. 1880 yılında Düzce'ye bağlı Çalıcuma köyünde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Düzce’de yaptıktan sonra İstanbul'a giderek Dâr'ülhadis Medresesi’ne yerleşti ve Fatih dersiâmlarından Eğinli İbrahim Hakkı Efendi ve Alasonyalı Ali Zeynelabidin Efendilerden dini ve arabi ilimler okuyarak icazet ve diploma aldı.
1907 yılında yapılan imtihanı ka­zanarak ders vekili oldu. Dağıstanlı Mustafa Azmi Efendi, Ahıskalı Ahmed Esad Efendi ve Tosyalı İsmail Zühdü Efendi'lerden kurulu bir heyet huzurunda dersiâmlik imtihanını kazandı. Bir süre Fatih Camii’nde müderrislik yaparak 1913'de İstanbul Müderrisliği rütbesine ulaştı. Bu süre içinde Dârüşşafakâ’da da Arapça dersleri veriyordu. Dâr'ülfünun’da (İstanbul Üniversitesi) fıkıh ve fıkıh tarihi (İslam Hukuku ve Hukuk Tarihi) okutmak için açılan imtihanı kazanmış olmasına karşın İttihad ve Terakki hükümeti'nin  haksız bir tasarrufuyla buraya ataması yapılmadı ve bu sırada Kastamonu’da açılan yeni bir med­reseyi faaliyete geçirmekle görevlendirildi. Üç yıl sonra istifa ederek İstanbul'a döndü. Dârüşşafaka Medresesi’ne, bir ay kadar sonra da Medresetü’l Mütehassısîn'e müderris olarak atandı. Ders Vekaleti Meclisıne üye seçildi.
1922 yılı sonunda Mısır’a giderek Kahire'deki Câmiü’l ­Ezher'de (Ezher Medresesinde) ders vermek ve eserlerini yazmakla meşgul oldu. 1922'de ve 1928'de Suriye'ye giderek Şam’da bir süre kaldı. Ailesini de getirterek Kahire'ye yerleştikten sonra Mısır Devlet Arşiv'inde bulunan Türkçe belgeleri Arapça’ya çevirerek ve ders vererek geçimini sağladı. Adigece, Türkçe, Arapça ve Farsça’yı iyi biliyordu. 1952 yılında Kahire'de öldü.
Muhammed Zâhid'in Türkiye'de iken yazdığı yirmiden fazla eserinden sadece dört tanesi basılabilmiştir. Bunların biri Farsça, biri Türkçe, ikisi Arapça’dır. Mısır ve Suriye'de bulunduğu yıllarda yazdığı otuzdan fazla eserin ise çoğu basılmıştır. Hadis, fıkıh, fıkıh usulü ve İslam bilginlerinin yaşamını anlatan elliden fazla esere de uzun önsözler, notlar ve açıklamalar yazmıştır. "Mecelletü'l İslâm" gibi dini ve ilmi dergilerde çıkan makalelerinden 106 tanesi Ahmed Hayri adlı bir Mısır'lı yazar tarafından derlenerek ölümünden bir yıl sonra Kahire'de "Mâkalâtü'l-Kevserî" (Kevseri’nin Ma­kaleleri) adıyla yayınlanmıştır. Vehhabiliği reddeden "Es­seyfü's-sakîl" adlı kitabı ile "El-işfâk alâ ahkâmit-talâk", "Hüsnü't tekâdî", İmam-ı Âzam Ebu Hanife'yi savunan "Te'nibü'l hatib" adlı kitapları Mısır'da basılmış olup önemli eserleri arasında sayılmaktadır. Mısır'daki İslam eserleri ko­nusunda Mısır'lı yazar Hasan Kasem tarafından yayınlanan "El mezarâtu'l-İslâmiyye vel âsârü'l -Arabiyye fi Masr vel Ka­hire" (1942) adlı eserde de Muhammed Zahid'in Mısır Çerkes Memlûkları ve onlardan kalan eserlerle ilgili 130 sayfalık bir araştırması bulunmaktadır. (S. 284-414). 1912 yılında İstanbul'da basılmış bulunan "İrgâmü'l -Merid" adlı eseri son yıllarda İhlas Vakfı tarafından yeniden yayınlanmıştır.


Resimli linkler

360 Derece Dönen Resimler ve web linkler